Eğer birisi size hatıralarımızın geçmiştekinin aynısı olmadığını veya anılarımızı hiçbir zaman unutamayacağımızı söylerse hiç şaşırmayın.

Bellek dediğimiz, geçmiş deneyimlerimizin bir bakıma yeniden oluşturulmasıdır. Hatırlama kadar unutma da bellek sürecinin bir parçasıdır. Sırasıyla seçim, saklama, hatırlama, değişim ve unutma evreleri doğal bellek sürecini oluşturan ögelerdir.

Öncelikle belleğimizi tanıyalım. Aslında her bir anımız hafızada bir bütün halinde saklanmaz. Bir anının görüntüsü görsel bellekte saklanırken ona dair sesler işitsel bellekte, duygular ise bir başka beyin bölümü olan amigdalada saklanır. İşte bu nedenle bir anı yok olmaya yüz tuttuğunda dahi en azından onu kıyısından köşesinden hatırlayabiliriz. Örneğin bir kişinin yüzünü tam hatırlayamasak dahi sesinden kim olduğunu çıkartabiliriz. Böylece aslında belleğimiz bizi kafa travmaları veya yaşlanıp dejenere olan beynin sebep olabileceği hatıra kayıplarından korumuş olur. Bu, belleğimizin bize bir armağanıdır.

Beş ayrı bellek türü bulunmaktadır. Epizodik bellek, gözlerimizin önünden film şeridi gibi geçen anılarımızı saklar. Şahsi ve duygu yüklü anılarımızı depolar. Semantik bellek ise gerçeklere dayalı, yani nesnel bilgileri barındır. Akşamki dizinin saat kaçta başlayacağına veya Türkiye’nin başkentinin Ankara olduğuna dair bir bilgi semantik bellekte bulunur. Kısa süreli hatırlamaya yardımcı olan ve bilgi elimizde olduğu sürece kullanabildiğimiz belleğimiz çalışma belleğimizdir. Bir telefon numarasını ancak telefona kaydedene kadar birkaç saniyeliğine aklımızda tutmaya çalışırız. Çok ciddi bir trafik kazasından sonra kişilerin hala bisiklete binmeyi veya yüzmeyi unutmadığını, ancak çocuğunun adını hatırlamakta zorlandığını görmüşüzdür. İşte belleğin bedensel bölümü öğrendiğimiz motor hareketleri saklamaktadır. Bu tür öğrenilmiş bilgiler beyin dejenerasyonlarında bile korunur. Peki ya hiç adını duyduğunuzda sizi rahatsız eden bir kişi veya tanışır tanışmaz yakınlık duyduğunuz bir kimse oldu mu? Eğer geçmişte aynı isimde hoşlanmadığınız birisi olduysa veya çok sevdiğiniz bir ilkokul arkadaşınız yeni tanıştığınız kişiye çok benziyorsa belleğiniz geçmişle şimdi arasında bir köprü kurmuş ve siz farkında olmadan şimdiyi geçmiş deneyimler yoluyla çoktan yapılandırmış demektir. Biz farkında olmasak da beyin unutmaz.

Neden bazı deneyimleri çok net hatırlarken bazılarını flu hatırlamaktayız? Beyin sınırlı kapasitesi nedeniyle aslında hatırlanmaya değer olan bilgileri ayıklamakta ve saklamaktadır. Sonra sıra bize geçmektedir. O bilginin duygusal açıdan yoğun olması, taze olması veya tekrar edilmesi onu saklamamıza yardımcı olur. Bu nedenle öğrencilere her fırsatta öğrendiklerini tekrar etmeleri söylenir. Çoğu yaşantılarımız kalıcı bir iz bırakmaz ancak en çarpıcı olanlar beynimizde bazı yapısal değişiklikler oluşturup bellekte kalıcı hale gelir.

Dikkatin deneyimlerimizi kalıcılaştırmadaki rolü büyüktür. Uyaranla karşılaştığımızı ilk 0,2 saniye dikkatimizi odaklamamız için elimizde olan süredir. Bu süre içinde odağımız belirlenir. Bir defada her uyarıcıyı aklımızda tutamayız, ya hepsini azar azar ya da sadece birkaçını çok net ve diğerlerini hiç şekilde hatırlarız. Dikkatimizi yoğunlaştırdığımız nokta eğer bir filmdeki karakterlerin dış görünüşü ise daha çok görüntüler aklımızda kalırken bir haykırışa odaklandıysak o ses kulağımızda yankılanmaya başlar. Diğer bir deyişle dikkatimizi verdiğimiz nokta bizim potansiyel anımızdır.

Dikkati artıran etmenlerden biri duygudur. Kişisel etkileşimde duygu içeren deneyimlerimiz dikkatimizi çeldiği için bu tür durumlara daha fazla dikkat etmeye başlarız; bir annenin bebeğinin doğumunu hatırlaması veya bir kadının babasının ölümünü öğrenme anının depolanma potansiyelinin çok güçlü olması gibi. Görüntü, tat ve koku duyusal anılarımızın yapı taşlarıdır.

Kısa süreli bellek veya çalışma belleği 0,5 saniye ile 10 dakikalık bir süreyi kapsar. Kelime hatırlama veya kart eşleştirme oyunlarında ancak bu kadar süre için bilgiyi elde tutabiliriz. Bilgiyi kalıcılaştırmak için ise onu zenginleştirmemiz gerekir. Kalıcı depolama işlemi ise 10 dakikadan 2 yıla kadar sürebilir. 2 yıldan sonra anı artık bellekte sağlam bir yer edinir.

Ve son olarak tekrar edelim; deneyimlerimizi her hatırladığımızda onu sadece yeniden canlandırırız. Bizler ancak beynin o anıya dair algısını yaşantılayabiliriz, öyle olmasaydı gerçek ve hatıra arasındaki ayrımı asla yapamazdık. Belki de bu yüzden yıllar önce uğradığımız bir hayal kırıklığı yıllar sonra sadece bir ‘geçmiş gitmiş’ hale gelecek kadar ruhsuzlaşabiliyor. Yani anılarımız dahi bizlere yabancılaşıyor.


İstanbul Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!