Son yıllarda teknolojinin geldiği nokta müthiş. Hızına yetişmek bizim için neredeyse imkânsız. Ancak söz konusu çocuklar olunca onlar için imkânsız diye bir şey yok. O kadar çabuk uyum gösteriyorlar ve o kadar çabuk öğreniyorlar ki, onların bu öğrenme kapasiteleri bizim sınırlarımızı zorluyor.
Teknolojinin bu hızlı gelişmesi ve çocuklarımızın hızla öğreniyor olması biz anne babaların da kafasını karıştırdı. Birçok anne baba çocuklarının ne kadar zeki olduğuyla övünmeye başladı.
Günümüzde hem çevresel şartlar, hem anne babaların daha bilinçli anne babalar olması ve çocuklara sunulan imkânlar nedeniyle çocukların çok zeki oldukları bir gerçek. Bu öğrenme ve bilişsel süreçler açısından olumlu bir gelişme. Çok çabuk öğrenen, meraklı ve hevesli çocuklar eğitim hayatları boyunca daha kolaylıkla öğrenen ve öğrendiklerini hafızasında tutabilen çocuklar olacak ve elbette işler daha kolaylaşacak.

Ancak teknolojiyi öğrenmek ve kullanmak çocukların dahi oldukları anlamına gelmiyor. Çok çabuk öğrenmek bir zekâ belirtisidir evet ama deha belirtisi değildir.
Öğrenmek adım adım ilerleyen bir işlemler bütünüdür ve özellikle çocuklar söz konusu olduğunda hem çok meraklı olmaları hem de keşfetmeye açık olmaları sebebiyle çocuklar teknoloji korkusuzca kullanabiliyorlar.
Korku çok önemli bir faktör, zira korku da öğrenilen bir duygudur. Özellikle biz yetişkinlerin teknoloji gibi hayatımıza sonradan girmiş bir sistemler bütününe ‘ya bozulursa’ korkusuyla soğuk ve mesafeli durduğumuzu unutmamak lazım. Ancak yeni kuşak, her yeniliğe çok açık ve korkmadan kullanmaya çalışıyor.
Biz yetişkinlerle, çocuklar arasında teknoloji kullanımı konusundaki en büyük fark burada. Onlar korkmuyor. Dolayısıyla öğrenmelerinin önünde hiçbir engel kalmıyor. Ek olarak zorlandıkları konuda yardım isteyecekleri en az bir sınıf dolusu arkadaşları var. Herkes birbirine öğretiyor, herkes birbirinden öğreniyor.
Oysa bizim bilmediğimizi, anlamadığımızı itiraf etmekten korkmamız bir yana, bilmediklerimizi soracağımız kimsemiz yok. Zira en yakınımızdakiler bile teknoloji konusunda çok deneyimli değiller. Olanlar da zaten bu işin ticaretini yapan, meslek edinmiş kişiler.
Anne babalar tam da bu noktada zaman zaman büyük bir yanlışa düşerek çocuklarının bir dahi olduğunu iddia ediyor ve bunu çocuklarının ya da başkalarının yanında da dile getiriyorlar.

Çocukların önemsenmeleri ve aileleri tarafından takdir edilmeleri elbette çok olumlu bir davranış. Ancak dozu iyi ayarlanmadığı takdirde abartılı bir özgüven çocuklar için zararlı olabilir.
Aynı zamanda çocukların hayatını kolaylaştırmaya yönelik aşırı koruyucu ebeveyn tutumları son derece yanlış, bu tutum onları korumaktan çok olaylara ve durumlara karşı hazırlıksız yakalanmalarına yol açabilir.
Her davranışları onaylanan ve takdir gören çocuklar kendi hayat deneyimlerini oluşturmakta yetersiz kalabilirler. Kendi kendilerine karşılaştıkları sorunu çözme konusunda başarılı olamayan çocuklar, ailelerinin verdiği yanlış motivasyonla ve onların hayatı kolaylaştıran abartılı destekleriyle gereksiz bir özgüven duygusuyla yetişirler.
Bu şekilde yetişmiş çocuklar ‘Özgüven Jenerasyonu’ yani ‘Özgüven Kuşağı’ olarak tanımlanıyor ve bu tip bir özgüvenin sahte bir duygu olduğu, çocukların gereksiz yerlerde ciddi tehlikelerle karşılaşabileceği belirtiliyor.
Zira kendi kendilerine kazanamadıkları bir başarı ve özgüven duygusuyla hareket etmek, çocukların olayların getirecekleri riskleri doğru hesaplayamadan yetişmeleri ve gözü kara olarak her olaya atılmaları anlamına gelir.

Elbette teknolojiyi kullanmak, merak ve hevesle öğrenilecek bir eylemler bütünüdür ve zekâ göstergesidir ancak bunu bir dâhilik olarak görmek doğru değildir.
Teknoloji kullanımını öğrenmek, herhangi bir elektrikli aleti kullanmak gibi bir eylemdir, tıpkı bir elektrikli süpürgeyi çalıştırmak, videonun kayıt ayarlarını yapmak gibi. Bunları yapmış olmak için üstün zekâya ihtiyaç yok, ortalama bir zekâyla pekâlâ yapılabilir.

Sosyal hayatın içinde olmak, karşılaşılan sorunlara kendine uygun çözümler üretmek ve bu çözümleri hayatına uygulayabilmek, zarar görmeden hayatını sürdürebilmek yani kendini tehlikelere karşı koruyarak, hayatını sağlıkla devam ettirebilmek gibi eylemler ise zekâ ifadesidir.
Üstün zekânın çok belirgin özellikleri vardır. Birçok anne baba bunu fark edebilir.
Özellikle akranlarından farklı bir bakış açısı, zengin kelime haznesi, farklı anlatım ve ifade tarzı, olaylara ve sorunlara getirdiği çözüm önerileri, problemleri çözme becerisi, herhangi bir ya da birkaç konuya yönelik ilgi, yetenek ve merak duygusu, kolay öğrenme ve öğrendiklerinizi uzun süreyle hafızada tutabilme çocuklarda üstün zekâ belirtisi olarak değerlendirilebilir.
Dolayısıyla dâhilikle zeki olmak birbirinden ayrı kavramlardır ve yaptığı her davranıştan ötürü çocuğu çok üstün olduğu biçiminde övmek abartılı bir özgüvene yol açacağından olumsuz etkilere de yol açabilir.
Bu konuda daha özenli davranmak çocuklarımızın özgüven gelişimi açısından son derece önemlidir.


İstanbul Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!