Romantik davranış ve tutumlar, kişiden kişiye değişebilir, farklı kültürlerde farklı anlamlar içerebilir. Ancak zaman içerisinde varlığını sürdürmüş bazı ‘doğru romantik davranışlar’dan söz edilebilir: kapıdan girerken/çıkarken erkeğin kadına öncelik vermesi, karşılıklı sevgi sözcükleri söylemek, duygusal bir şarkıda dans etmek, mum ışığında yemek… Bu davranışlar, yeni başlayan bir ilişkide ilk izlenimi olumlu yönde etkileyebilir. Ancak bu tür duygusal jestlerin, uzun süreli bir ilişkide duygusal tatmine katkısı, ilişkideki diğer tutumların nasıl olduğuna bağlıdır. *Haftanın 5 günü tamamen ilgisiz iken, sadece hafta sonları romantik davranışlar sergileyen…

* Akşamları eve geldiğinde sadece kendi ihtiyaçlarını karşılayıp (sadece dinlenmek, yemek, TV izlemek/bilgisayar oynamak), evle (eşi, çocuklarıyla sohbet/ilgilenmek, sofranın kurulması vb işlere yardımcı olmak) ilgilenmeyip; sadece gece, yatakta romantik davranışlara yönelen…

*Eşine karşı tutarlı bir şekilde sözel/fiziksel saldırılarda bulunan veya bulunulmasına göz yuman bir kişi, ‘sevgililer günü’nde romantik davranışlar sergileyen…

*Argo, küfür içeren veya ‘kardeşim!’ve benzeri hitaplarda bulunan…

Romantik davranışlar sergilediklerinde ve beklediklerinde, bu kişilerin hayal kırıklığı yaşama olasılıkları yüksek. Özellikle diğerlerinin (akrabalar, arkadaşlar) yanında eşini küçümseyen sözler sarf etmek, ‘espri’ adı altında olsa bile, duygusal ilişkinin vereceği tatmin duygusunu zayıflatıyor. Bir araştırmanın bulgularına göre, olumlu nitelikte şakalar yapılan ilişkilerdeki duygusal tatmin duygusu yüksek bulunurken, olumsuz/aşağılayıcı şakaların olduğu ilişkilerde ise tam tersi gözlenmiş. Bu tür davranışların ilişkideki genel tutum haline gelmesi, nadiren sergilenen romantik davranışların etkisini azaltabilir.

‘Romantizm’ dendiğinde ilk akla gelen klasik davranışlar, Afrika’da farklı algılanabilir; ülkemizin çok farklı bölgelerinde farklı yorumlanabilir. Romantizmin nasıl algılandığı, hem sosyal hem duygusal beklentilere göre değişebilir. Bir erkeğin kadına çiçek vermesi, herhalde dünyanın her yerinde ‘olumlu bir romantizm göstergesi’ olarak kabul edilir. Ancak mum ışığında yemek, her sosyal ortamın ‘ideal davranışı’ olmayabilir. Eğitim düzeyi ne olursa olsun, geleneksel ortamda yetişmiş pek çok erkek için ‘romantizm’; ‘erkekçe olmayan’, ‘kendini olduğundan farklı gösteren’, ‘samimi olmayan davranışlar’ gibi anlamlar içerebilir. Diğer taraftan, klasik olarak ‘erkeğin yapması’ beklenen bazı jestlerden uzaklaşan şehirli/eğitim düzeyi göreceli olarak yüksek bir alt gruptan da söz edilebilir. Duygusal bir ilişkinin başlangıcında çıkılan bir yemeğin parasını ortaklaşa ödemeyi öneren, önden yol vermeyi saçma bulan bu grubun temel mantığının, ‘biz eşit değil miyiz?’ olduğu gözleniyor.

Bilimsel olarak değil, sınırlı gözlemlerden oluşan izlenimlerle tanımlanan bu gruplara rağmen; romantik davranışların ‘erkekten kadına’ yönelmesinin beklendiği ve hangi sosyal konumda olursa olsun, kadınların genel olarak ‘temel romantik davranışları’ beklediği öne sürülebilir. Ancak romantizm, karşılıklı tutumlardan beslenir. Erkek kadar kadının da, romantizmi besleyecek tutum ve davranışları olması beklenir. Sosyal-kültürel beklentilere dönersek, genellikle kadından hem ‘erkeğini’ süslü-bakımlı bir şekilde karşılaması beklenir; hem de toplumsal bilinçaltının derinliklerinde, kadının fazla süslü-işveli olması doğru bulunmaz. Diğer yandan, kadının bakımlı olmasına belli bir ‘toplumsal izin’ varken, erkeğin eşine ilgili davranmasına izin çıkmamış gibi gözükmektedir. Bu da, ‘cicim ayları geçince görürsünüz’ olgusunu bir ölçüde açıklıyor olabilir: Kadın bir süre bakımlı olur, erkek bir süre yarı şaka-yarı ciddi bu bakıma romantizmle karşılık verir; ancak zamanla geri çekilme başlar ve toplumsal bilinçaltındaki ‘evli kadın-erkek rolleri’ galip gelmeye başlar. Bir ilişkinin sadece kadının bakımlı-ilgili bir ‘süper kadın’ olup olmadığına göre şekillendiği bir ‘Geyşa beklentisi’ pek gerçekçi değildir. Benzer şekilde, bütün romantik davranışların erkekten beklenmesi de hem erkeğe haksızlık, hem de kadının rolünün ‘sadece bekleyen, pasif’ bir konumda kalması açısından karşılıklı adaletsizlik gibi gözükmektedir. Eğer bu noktada sürekli beklenti/tatminsizlik söz konusu ise, ilişkideki diğer unsurların ayrıntılı değerlendirmesi, ilişkinin hangi noktada kırılma yaşadığı, çift terapisinde değerlendirilebilir.

Romantik davranışları, eşlerin her birinin ne düzeyde istediği de bir diğer konudur. Erkek son derece romantik davranışlar sergiliyor olabilir ancak bu, kadına ‘fazla’ gelebilir. Kadının romantizm beklentisi erkeğe abartılı düzeyde gelebilir ve bu konuda bir saplantı oluşursa, erkek romantizmden daha çok uzaklaşırken, kadının ihtiyaç ve beklentileri daha çok artabilir. Bu noktada, beklentilerin gerçekçi düzeyde olup olmadığı, romantizme yönelik isteksizliğin veya bu konudaki ısrarın, ilişkide aslında neyi temsil ettiği; bunun duygusal mı, yoksa güç savaşına dayalı bir mesele mi olduğu da, çift terapisinin konusu olabilir.

İlişkilerde her zaman klasik romantik davranışların bekleneceği de öne sürülemez. 60-70 yaşlarında bir çift, birbiriyle sürekli (tatlı) laf atışmaları yaparken de romantizm yaşıyor olabilir; birbirlerine kızgınlarmış gibi davranırken, arada attıkları sevecen bir bakışı sadece onlar fark edebilirler. Siz onların nasıl bu kadar çabuk yumuşayabildiklerini düşünürken, onlar kendi dünyalarında bir romantizm yaşamış olabilirler. Sevgiyi davranışlarla göstermenin ‘büyük ayıp’ sayıldığı ortamlardaki ilişkilerde, erkeğin ve kadının kendilerinden beklenen klasik sorumlulukları yerine getirmesi, birbirlerini başkalarına (kayınvalide vb akrabalar…) ezdirmemiş olmaları, şiddet uygulamamış olmaları, başlı başına romantik etki yaratabilir.

Sorumluluk ve bağımlılık, duygusal ilişkilerdeki romantizmi uzun vadede en çok etkileyebilecek unsurlar gibi görünmektedir. Sürekli çiçekler getiren, romantizmle ilişkili her davranışı ezbere bilen ancak kendisinden beklenen en temel sorumluluklardan kaçan bir kişinin, uzun vadede duygusal tatmin yaratması zordur. Geleceğe yönelik duygusal-maddi yatırımlar yapmaktan kaçınmak, evlilik durumunda bile duygusal-maddi olarak ‘bekâr’ gibi davranmak, planları tamamen kendisine/hazlarına göre yapmak, ‘tatmin edici bir duygusal ilişkiye’ ve romantizme tuz ruhu dökebilir. Duygusal bir ilişkiye fiziksel-maddi-resmi (evlilik için imza atmak gibi) her türlü yatırımı yapsa bile, ruhsal olarak doğup büyüdüğü ailenin içinde yaşayan bir kişi de, ‘gerçek bir ilişki’ ile birlikte, romantizm yaşamakta zorlanabilir. Bunlarda, diğer tarafın beklentileri, duygusal gelişim düzeyi de önemlidir. Bu konularda hassasiyeti olmayan bir kişi, eşinin sorumluluk sahibi olmasını ve anne-babasından kopamamasını umursamıyor olabilir. O zaman, ‘bu gerçek bir ilişki değil’ diyemeyiz. Şiddetin olmadığı durumları hariç tutarsak, bir ilişkinin tatmin ediciliği, o kişilerin ilişkiden beklentilerine göre değişir.


Rize Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!