(Aşağıdaki yazı günlük yaşantıda yetişkinlerin farkında olmadıkları ama çocukların kendi içlerinde yaşadıkları sıkıntılara dikkat çekmek için yazılmış kısa bir öyküdür.)

Köpeklerden çok korkardı. Korkup paniklemesi için çok uzaklarda bir köpeği görmesi yeterliydi. İlkokula giderken ev ile okul arasında çok köpek olurdu. Sırf bu köpekleri görmemek için kestirme olan ara yolu kullanmaz, daha kalabalık olan ana yoldan yolu biraz uzatarak giderdi. Bu korkusundan yakınlarının haberi vardı. Ama keşke olmasaydı. Zaten bununla kendi başa çıkmak zorunda kalıyordu, -o yaşlarda başkasından böyle konularda yardım istemek aklına gelmezdi zaten- bir de çevresindekilerin dalga geçmesi işi daha da zorlaştırıyor, bu korkunun olmaması gerektiği düşüncesi artıyordu. Ama korku korkudur, köpek gördüğünde korkuyor, bu kadar! İlkokul üçüncü sınıfa giderken yine uzun yolu tercih etmişti. Sokağın diğer tarafında, uzakta bir köpek görmüş olmalı ki her iki adımda bir arkasına bakarak gidiyordu, köpeğin gelip gelmediğini kontrol ederek. Başka çocuklar o sırada ev yakın olduğu için hemen evine dönebilir anne babalarından yardım isteyebilirlerdi. Ama onun yine aklına gelmedi. Çünkü anne babasından yardım istemeyi bırakalı galiba beş altı yıl olmuştur. Sekiz yaşındaki bir çocuk için epey bir eskide kalmış olmalı duygusal bir yaşantı sonrası yardım isteme. Uzaktan kendini güvende hissetmek için camdan bakan bir annesi var mı diye gözleri otomatik bir şekilde cama da gitmedi. Okula gitti bir köpekle karşılaşmadan. Okul bitti ve eve döndü. O sabahki korkusunu çoktan bilinçdışının ücra köşelerine göndermişti aslında. Eve geldiğinde annesinin ona camdan baktığını öğrenmişti. Annesi “iki adımda bir arkasını dönüyordu” diye abisine anlatıyordu dalga geçerek. Sevinecek gibi oldu bana bakan biri varmış diye, sevinemedi…


Ankara Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!