YAPISAL AİLE TERAPİSİ

Yapısal aile terapisi, ilk olarak Salvador Minuchin’in New York’un Esopus semtindeki fakir ve suç işleyen çocukların yatılı olarak devam ettiği Wiltwyck Okulundaki mes­lektaşlarıyla olan tecrübelerinden ortaya çıkmıştır. Bu tedavi yöntemi ihtiyaçtan doğ­muştur. Zira, bu çocukların aileleriyle yapılan uzun süreli, eski yaklaşımlara dayanan ve pasif nitelikteki çalışmaların etkisiz kaldığı açıktır (Piercy, Sprenkle ve Werchler, 1997). Wiltwyck Okulu’na devam eden çocukların aile üyelerinin aktif ve sıklıkla saldırgan doğaları, başkala­rını suçlama eğilimleri ve tepkisel davranmaları terapistlerin güçlü ve hızlı olmalarını gerekli kılmıştır. Minuchin, kısa süre içerisinde bu ailelerle müdahalelerin etkili olabilmesi için aktif ve o güne dek olanlardan farklı bir şeylerin yapılması gerektiğini fark etmiştir.

Ortaya çıktığı günden itibaren yapısal aile terapisi, giderek kabul gören ve kullanımı yaygınlaşan bir yaklaşım olmuştur. Bu yaklaşıma I960 ve 1970’lerde Philadelphia Çocuk Reh­berliği Kliniği’nde temel şekli verilmiştir. Günümüzde ise, ruh sağlığı alanında çok sayıda uy­gulayıcısı bulunmaktadır. Yapısal aile terapisinin en temel iddiası, bir bireydeki semptomların en iyi, aile etkileşim örüntüleri bağlamında incelendiğinde anlaşıldığıdır. Bu anlayışa göre, aile içerisindeki semptomların (sorunların) giderilebilmesi için önce ailenin organizasyonunda veya yapısında bir değişim meydana gelmelidir. Aile yapısının ve değişiminin aile bireylerinin yaşamlarına olan etkisi günümüzde birçok aile terapistinin, hatta yapısal aile terapisi oryantasyonunun dışındaki uygulamacıların bile, kabul ettikleri bir düşüncedir

ÖNEMLİ TEMSİLCİLERİ

Yapısal aile terapisinde Braulio Montalvo, Bernice Rosman, Harry Aponte ve Charles Fishman gibi önde gelen kuramcılar bulunmaktadır. Öte yandan, bu kuramcıların en iyi bilineni, kura­mın yaratıcısı olan Salvador Minuchin’dir.

Salvador Minuchin

Salvador Minuchin, 1921 yılında Arjantin’de Rus Asıllı-Yahudi göçmen bir ailede doğmuştur. Minuchin, Arjantin’e hiçbir zaman tam anlamıyla bağlılık hissetmemiş, fakat Yahudi karşıtı görüşlerin karşısında onurunu savunmanın yollarını ve Latin ritüellerini öğrenmiştir Arjantin’de tıp eğitimini tamamladıktan sonra, 1948 yılında doktor olarak İsrail ordusuna katılmış ve sonraki 18 ayı bu görevi yerine getirerek geçirmiştir. 1950 yılında Chicago’da Bruna Bettelheim ile çalışma niyetiyle Amerika Birleşik Devletleri’ne gelmiştir. Ancak Minuchin, New York’ta Nathan Ackerman ile karşılaşmış ve orada çalışmaya karar vermiştir. İsrail’de geçen iki yıldan sonra, çalışmalarını yürütmek üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne geri dönmüştür. 1954 yılında Minuchin, psikanaliz çalışmaya başlamış; birkaç yıl sonra da Wiltwyck Okulu’nun sağlık hizmetlerinden sorumlu olmuştur.

Wiltwyck’te edindiği deneyimlerden ötürü Minuchin, sistem yaklaşımını benimseyen bir terapist haline gelmiş ve Dick Auerswald ve Charles King ile birlikte 1959 yılında düşük sos- yo-ekonomik düzeydeki Siyah ailelerle çalışmak için üç aşamalı bir yaklaşım geliştirmeye baş­lamıştır. “Zaman geçtikçe Minuchin ve arkadaşları, aile yapısını ve ailelere doğrudan organi­zasyonlarını değiştirmeleri için sunulan yöntemleri tanımlayan bir dil geliştirmişlerdir”.Minuchin’in ilk olarak yaygın bir şekilde tanınmasını sağlayan, Wiltwyck’teki yenilikçi çalışmalarıdır. Kullanılan yöntemin içeriği, Varoş Aileleri (Families of the Slums) adlı kitapta yayınlanmıştır.

1965 yılında Minuchin, Philadelphia Çocuk Rehberliği Kliniği’nin müdürlüğünü üst­lenmiştir. Minuchin, kliniği aile terapisi merkezine dönüştürmüş ve buradaki çalışmalarıyla sert ve çalışanlarından çok şey bekleyen bir yönetici olarak bilinmiştir. Minuchin, her zaman düşünce üreten, yaratıcı bir yapıya sahip olmuştur. Ürettiklerinden en yenilikçi olanlarından biri, Aile Danışmanlığı Enstitüsü’nde fakir halka oldukça etkili ruh sağlığı hizmeti sunan paraprofesyonel kişilere eğitim vermesidir.

Minuchin California’dan çağırıp-işe aldığı Jay Haley ve Braulio Mantalvo ile beraber Philadelphia’da çalışmıştır. “Belki de Minuchin’in klinikte en çok övgü alan başarısı, psikosomatik ailelere, özellikle de anorektiklere, yönelik olarak geliştirdiği tedavi teknikleriydi. 1974 yılında Minuchin, aile terapisi alanında yalın bir dille yazılmış ve popüler kitaplardan biri olan Aileler ve Aile Terapisi (Families and Family Therapy) kitabını yayınlamıştır. Bu çalışma Minuchin’in yaygın olarak dikkat çekmesini sağlamış ve “aile tera­pisini bir ana akım olarak başlatmıştır”. (Kuehl, 2008, s.17). 1975 yılında kliniğin yöneticilik görevinden ayrılmasına rağmen Minuchin, 1981 yılma kadar eğitim programının başında kal­mıştır.

1981 yılından beri Minuchin, süpervizyonundan geçen dokuz kişi ile birlikte yazdığı Aile Terapisinde Uzmanlaşma: Büyüme ve Dönüşümün Yolculuğu (Mastering Family Therapy: Journeys of Growth and Transformation) kitabını da içeren birkaç kitap ve oyun yazmıştır. 1996 yılında emekli olduğunda New York şehrinde adı daha sonradan Aileler için Minuchin Merkezi olarak değişen Aile Araştırmaları Enstitüsü’niı kurmuştur. Minuchin, Massachusetts Ruh Sağlığı Müdürlüğü’ne ev tabanlı (home-based) terapi konusunda verdiği konsültasyon hizmeti de dahil olmak üzere, dünyanın her yerinde terapistlere eğitimler vermeye devam etmektedir. Bir uzman olarak çeşitli kültür ve çevrelerden ailelerle çalışmayı sürdürmekte ve tutkulu bir şekilde sosyal adalete katkı sağlamaya çalışmaktadır. Minuchin, emekliliğinde dahi aile terapisi alanının önemli bir gücü olarak varlığını sürdürmektedir. Şimdilerde, Boston’da eşi Patricia ile birlikte yaşamaktadır.

KURAMIN ANA HATLARI

Bir teori olarak yapısal yaklaşım oldukça pragmatiktir, Minuchin’in kumsal kavramsallaştırması, bireylerin çevresiyle karşılıklı etkileşim içinde olduğunu vurgulayan Ortega y Gasset’in görüşlerinden etkilenmiştir.

Yapısal aile terapisine temel teşkil eden düşüncelerden biri, her ailenin “aile bireylerinin etkileşimlerini düzenleyen görünmez-işlevsel gereklilikleri” barındıran bir yapısının olduğu­dur. Bu yapı, aile sadece eylem halinde olduğunda açığa çıkmaktadır. Başka bir deyişle, aile aktif değilse ve aile üyeleri arasındaki tekrarlayan etkileşim örüntüleri gözlenemiyorsa, bir ailenin yapısının ne olduğunu gözlemleyebilmek mümkün değildir.

Yapı, aileleri olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilir. Bazı ailelerde yapı, hiyerarşik bir örüntü içinde iyi organize edilmiştir ve aile üyeleri kolaylıkla birbiriyle ilişki kurabilmek­tedir. Diğer ailelerde ise, yapı pek belirgin değildir ve aile üyelerinin kolaylıkla ve anlamlı olarak etkileşim kurabilmelerini sağlayan çok az düzenleme vardır. Her iki durumda da, geli­şimsel veya durumsal olaylar ailenin stres, katılık, karmaşa ve işlevsizliğini arttırır, aileyi krize sürükler. Öte yandan, açık ve uygun bir yapıya sahip aileler daha kolay iyi­leşir ve böylesi bir düzenlemesi olmayan ailelere göre uzun vadede daha iyi işlev gösterirler.

Yapısal yaklaşım ailenin bütünlüğünün yanı sıra, aile üyelerinin oluşturduğu alt birimler arasındaki etkileşimi de vurgular. Bazı işlevsel olmayan ailelerde koalisyonlar ortaya çıkar. Koalisyon, belirli aile üyeleri arasında üçüncü bir üyeye karşı kurulan ittifaktır. Sabit (süreğen) bir koalisyon, ailenin günlük işlevlerinin baskın bir parçası haline gelen sabit ve esnek olmayan bir birlikteliktir (bir anne ve oğlu arasındaki bağ gibi). Dolaylı (detouring) bir koalisyon ise iki aile üyesinin, üçüncü bir üyeyi yaşadıkları güçlük veya aralarındaki çatışmalardan sorumlu tuttukları, böylelikle kendi üzerlerindeki veya ilişkilerindeki stresi azalttıkları birliktelikleri ifade eder.

Yapısal kuramın önemli bir tezi de, bir bireydeki semptomların köklerinin en iyi, aile etkileşim örüntüleri bağlamında aranması gerektiği düşüncesidir. Bu yaklaşımda aile, danışan olarak görülmektedir. Yapılandırma ya da sistemin yeniden yapılanması yoluyla ailedeki tüm bireylerin ve ailenin kendisinin daha güçlü hale geleceği beklenir. Bu bakış açısı aileleri yaşayan sistemler olarak ele almaktadır. Aileler iletişim ve geribildirimin önemli olduğu ve sürekli olarak değişen bir çevre içinde faaliyet göstermektedirler. Sonuç olarak kalıcı değişim, ailedeki denge ve koalisyon­ların değişmesine, dolayısıyla yeni karşılıklı etkileşim yollarının hayata geçirilmesine bağlıdır.

Alt sistemler kuramın diğer önemli bir yönünü oluşturmaktadır. Alt sistemler, bir bütün olarak sistemin daha küçük birimleridir ve çeşitli aile görevlerini yerine getirirler. Alt sistemler olmadan bütün aile sistemi, işlevlerini yerine getiremez. Alt sistemler en iyi, onlarla bağlantılı kurallar ve sınırlarla tanımlanırlar. Aile üyeleri çeşitli görevleri yerine getirmek üzere bir araya geldiğinde, alt sistemler şekillenirler. Bu görevlerden bazıları, bir odayı boyamak gibi, geçidir. Bazıları ise, bir çocuğa ebeveynlik yapmak gibi, daha kalıcıdır. Ailede özel önem taşıyan alt sistemler, eş, aile ve kardeşler arasında şekillenenlerdir.

Eş alt sistemi, “tek ebeveyn, gay ya da lezbiyen bir çift ya da heteroseksüel bir çiftten oluşabilir”. Sadece iki bireyden oluşan ailelerde birbirini desteklemenin yolu, ailenin ne kadar iyi yapılandığı ve bu yapının ne kadar işlevsel bir şekilde işlediğinden geçmektedir. Eş alt sistemleri en iyi, görevlerin birbirini tamam­layıcılığı (complimentarity) olduğunda işlemektedir. Bu gibi durumlarda, “karşılıklı belirli rol ilişkileri genellikle aile organizasyonunda önemli bir unsuru teşkil ederler”. Örneğin bir kadın ve erkek, biri ev içindeki diğeri de ev dışındaki işlerde daha çok sorumlu olarak, fakat her ikisi de birbirlerinin üzerinde kendi yarattıkları etkiyi ve karşılıklı olarak birbirlerine bağlılıklarını kabul ederek bir takım gibi hareket edebilirler.

Ebeveyn alt sistemi, tek ebeveyni, büyükbaba ve büyükanneyi, biyolojik anne ve babayı, biyolojik anne ya da baba ile birlikte bir üvey anne ya da babayı ve benzerlerini içerebilir. Bu alt sistem, çocukların bakımı, korunması ve sosyalleşmesinden sorumlu olan bireylerden oluşmaktadır ve ailenin yönetici sistemidir. “Yapısal aile kuramının evrensel il­kelerinden biri, birbirine bağlı, işbirlikçi bir aile alt sisteminin sağlıklı ve işlevsel bir aile için kritik olduğu inancıdır.”. Tıpkı eş sistemi gibi ebeveyn alt sisteminin de, kuşaklar arası bir şekilde işlemediğinde sağlıklı ol­duğu düşünülebilir. Bir ailedeki kuşaklar arası bir ittifak, iki farklı kuşağı içinde barındıran aile üyelerini içermektedir. Bir ebeveyn ve çocuk, sevgi veya güç gibi temel ihtiyaç ya da amaçları elde etmek için ittifak kurarlarsa, kuşaklar arası bir ittifakın içine girmiş olurlar. Aile alt sistemleri çocuklar büyüdükçe değişmelidir. Çocuklara uygulanan kurallar değişmelidir; örneğin, 8 yaşındaki çocuk için koyulan kurallar, 18 yaş için işe yaramayabilir. Bu nedenle, ebeveynler sürekli olarak aile üyelerinin birbirlerine erişimlerini kolaylaştıran, üyelerin bir- birleriyle iç-içe geçmeleri veya uzaklaşmalarına neden olmayan, uygun ve saydam kurallar geliştirmek durumundadırlar.

Kardeşler arasındaki alt sistem, üyelerinin aynı kuşaktan olduğu aileler içindeki birimlerdir. Örneğin, erkek ya da kız kardeşler bir kardeş alt sistemi olarak düşünülebilir. Bazı

ailelerde ise kardeş alt sistemi, aynı anne ve babadan doğmuş olan bireyleri kapsar. Bazı ailelerde ise, örneğin yeniden evlilikte oluşan ailede (örn. Üvey aileler) kardeş alt sistemi, birbiri ile akraba olmayan çocuklardan oluşur.

Yaş farklılıkları kardeş alt sisteminin ne kadar iyi işledi­ğini etkileyebilir. Kardeşlerin alt sistemleri sıklıkla yaşça birbirine yakın olan, örneğin 2 veya 3 yaş farkı olan, kardeşlerden oluşmaktadır. Söz konusu kardeşler, birbiriyle etkileşim içinde olma olanaklarından ötürü, genellikle birbirlerine psikolojik olarak da yakındırlar. Kardeşler arasındaki yaş farkı büyüdükçe müttefik (örn., bir alt sistem) olma olasılıkları düşmektedir.

Yapısal aile terapisinin üçüncü önemli bir yönü, sınırlar konusudur. Temel olarak sınır­lar, insanları birbirlerinden ayıran ve organize eden (çıkarılsın) fiziksel ve psikolojik faktör­lerdir. “Aile üyelerinin birbirleriyle etkileşimlerinin ve aileye katılımının derecesi, üyeler ve alt sistemler arasındaki sınırlar tarafından belirlenir.”. “Uygun bir aile işlevselliği için, alt sistemler arasındaki sınırların belirgin olması gerekmektedir”. Yapısal aile haritalama sisteminde (genogramlarda) sınırların gücü, kırık, birleşik ve noktalı çizgiler olarak temsil edilir. Başlıca üç çeşit sınır vardır:

belirgin sınır:---------------------------------------------------

katı sınır:________________________

belirsiz (diffuse) sınır:………………………….

Belirgin sınırlar, aile üyelerini diyalog kurmaya teşvik ettiğinden, onların birbirleriyle olan iletişim ve ilişkilerini geliştirmelerine izin veren kural ve alışkanlıklardan oluşur. Belirgin sınırları olan ailelerde üyeler, özgürce bilgi alış-verişinde bulunur, düzeltici bir şekilde geri­bildirim alır ve verirler. Örneğin, bir ailede bir seferde sadece bir birey konuşur. Ailelerde belirgin sınırlarla birlikte, anlaşma ve uyum başarıyla gerçekleşebilir. Bu süreçler değişime olanak sağlar, fakat bir yandan da ailenin istikrarını korur. Ebeveyn ve çocuklar bir yandan ait olma, bir yandan da birey olma hissini yaşarlar.

Katı sınırlar, bireyleri birbirinden ayrı tutan esnek olmayan sınırlardır. Katı sınırları olan ailelerde üyeler, birbirleriyle yakın bir şekilde ilişki kurmada güçlük yaşarlar ve buna bağlı olarak da bireyler duygusal olarak diğer aile üyelerinden ya ilişkisi kopmuş ya da kesilmiş hale gelirler.

Belirsiz sınır durumunda ise, aile üyeleri arasında yeterince ayrılık yoktur. Bu düzende, bazı üyelerin “birleşik” (fused) olduğu söylenebilir. Bireyler arasında, belirgin sınırlarda oldu­ğu gibi bağımsızlık ve özerklik yaratma yerine, belirsiz sınırlar bağımlı olmaya teşvik ederler.

Bazı ailelerde üçgenler meydana gelir. “Üç­gen oluşturma, çocuk ya da çocukların, taraf tutma, ebeveynin dikkatini dağıtma ve onların arasındaki çatışmayı dindirme ya da çatışmayı önlemek amacıyla “laf taşımak” gibi yollarla ebeveynlerinin çatışmak etkileşimlerine katılır hale geldiği bir sistem sürecidir. Ebeveyn ve çocuklar arasındaki ilişkiler, ebeveynler arasındaki çatışma ~: Sarılaştıkça daha yakın hale gelir. Bu durumda ebeveynler birbirleriyle ilişki­li keserken, çocuk ebeveynleştirilmiştir. Ebeveynleşmiş çocuk, kendisine gelişimsel olarak yaşından beklenebileceklerin ötesinde ayrıcalık ve sorumluluk verilen bir bireydir

Ailelerin gelişiminde, ailenin türü ne olursa olsun, yapı ve sınırlar değişebilir. Aileler du­rağan değildirler ve yeni gelişme ve zorluklar bir aileyi birbirine daha yakın hale getirebildiği gibi birbirinden uzaklaştırabilir de. Normal aile gelişimini ve pato­lojik örüntü sergileyen büyüme sancılarını karıştırmamanın kritik bir önemi bulunmaktadır. Aynı zamanda, ailenin yaşam akışı boyunca zamanla gruplaşmaların oluş­tuğunun farkına varmak da önemlidir. Gruplaşmalar, aile üyelerinin bir araya gelmelerini ya da bir aile faaliyetini yerine getirmede üyelerin birbirlerine karşı birleşmelerini ifade eder.

Yapısal aile terapisi yapı, alt sistemler, sınırlar konularına ek olarak (1) roller, (2) ku­rallar ve (3) güç kavramlarını da temel alır. Rollere ilişkin olarak terapistlerin, ailelerin hangi pozisyonlarda ne tür faaliyetlerde bulunduklarını anlamaya ih­tiyaçları vardır. Zorluklar yaşayan ailelerde üyelerin birbirleriyle ilişkileri ya eskimiş ya da etkili olmayan beklentilere göre kurulur. Bu ailelerdeki [kısmen] yetersizlikler, aile bireylerinin söylediklerinin diğerleri tarafından duyulacağı veya diğerlerini etkileyeceğine ilişkin az veya pek bir beklentinin olmayışı ve uygun davranışlar için ödül beklentisinin olma­yışından” ötürüdür. Örneğin, bir ailenin en genç üyesi sürekli olarak “evin bebeği” rolüne yerleştirilmiş ve kimse tarafından hiçbir zaman alınmamış alınmıyor olabilir.

Benzer şekilde ailenin yaşam tarzlarında ya da dışsal koşullarda meydana gelen değişim­lere rağmen, aileler ilk geliştirdikleri kuralları uygulamaya devam edebilirler. Evin geçimini sağlayan kişinin işten ayrıldığı bir aile, pahalı mağazalardan kıyafet satın almayı sürdürmede ısrar ediyor olabilir. Böylesi bir kural, bağlı kalındığında, işlevsel bir birim olarak ailenin zararınadır. Ailelerdeki kurallar açık seçik veya örtük olabilirken, işlevsel aileler genellikle örtük kurallardan daha çok açık kurallara sahiptirler. Genel olarak “kurallar aileye, öngörülebilen ve tekrarlayan örüntülerde kendisini gösteren, organize bir örüntü olan yapıyı sağlar”.

Güç, bir şeyleri yaptırma kapasitesidir. Ailelerde güç, hem otorite hem de sorumlulukla (veya kararlan alma ve uygulama ile) ilişkilidir. Yapısal aile terapistleri işlevsel olmayan aile­lerde, gücün sadece birkaç üyeye verildiğini gözlerler. Bu ailelerde aile üyelerinin, aileye yön veren karar alma sürecine katkı sağlama olanakları sınırlıdır. Bu haklarını kaybetmiş üyeler, kendilerini aileden koparabilir, güçlü üyelerle iç içe geçmiş hale gelebilir ya da biraz kontrol kazanmak için açık veya gizli bir yolla savaşabilirler. Yapısal aile terapisti gücün ailede nasıl dağıldığını belirledikten sonra sıklıkla becerilerini, ailenin dengesini bozmak ve güç temelli durumlarla uğraşmada yeni yollar öğrenmeleri için onlara yardım etmek için kullanacaktır.

TEDAVİ TEKNİKLERİ

Yapısal aile terapisi bazen aileleri görme/anlamlandırma şekli olarak da anılır. Minuchin’e (1974) göre bozukluklar, işlevsel olmayan kalıpların gelişmesinden kaynaklanır. İşlevsel ol­mayan kalıplar (sets), ailenin stres karşısında geliştirdiği, ailede her çatışma yaşandığında değiştirilmeden tekrar tekrar kullanılan tepkilerdir. Örneğin, bir eş diğerini suçlayarak sözel saldırıda bulunabilir; tartışma fiziksel şiddete dönüşünceye ya da eşler birbirlerinden uzakla­şıncaya kadar çiftler karşılıklı olarak birbirini suçlamaya devam edebilirler.

Yapısal aile terapisi yaklaşımıyla birlikte kullanılan çok sayıda teknik vardır.Bu teknikler bazen birbiri ardına, bazen de birleştirilerek kullanılabilir. Teknikler temel olarak, katılımı sağlamak için kullanılan teknikler, yani “terapötik sistemin oluşturulmasında kullanılan ana teknikler” ve “doğrudan dengeyi bozma ve değişime teşvik etmeyi amaçlayan teknikler” olarak sınıflandırılırlar.

Katılma

Terapist ve aile arasındaki terapötik sistemin gelişimine zemin hazırlayan bağı kurma sürecine katılma denir. “Bu süreçte terapist, aile üyelerinin iletişim stillerine ve algılarına uyum sağlar”. Bunu sağlamak için terapist ailenin tüm üyeleri ile tek tek iletişim kurar. Süreçte terapist, birer birey olarak onlarla ilgili olduğunu ve onlarla birlikte ve onlar için çalıştığını göstererek aile üyeleriyle birlik olur. Böylelikle empati ve işbirliğine dayalı bir ilişki kurulmuş olur.

Terapist sürecin hem başlangıcında hem de süreç boyunca, dinleyerek ve anlayarak tedaviyi başlatır. Katılma, yeniden yapı kurma için en önemli ön koşullardan biri olarak düşü­nülebilir. Bu teknik, devam eden bağlamsal bir süreçtir. Katılmanın öfkeli ve güçlü aile birey­leriyle olması özellikle önemlidir. Terapist, psikolojik yardım almanın zaman ya da para kaybı olduğunu düşünen babanın ya da kendini kurban gibi hisseden öfkeli ergen çocuğun bakış açısını kabul etmek için özel bir ilgi ve titizlik göstermelidir. Aynı zamanda süreç boyunca sık aralıklarda, özellikle yoğunluk ve öfkenin belirgin olarak yaşandığı zamanlarda, bu gibi aile üyeleriyle yeniden bağ kurma (katılma) önemlidir.

Yapısal aile terapisi yaklaşımı ailelere, dört yoldan biri ile katılır. Bu yollardan biri, iz­lemedir (tracking.). İzlemede terapist, ailenin bağlamını takip eder (örn., olgusal gerçekler). Örneğin terapist bir kadına şunları söyleyebilir: “Anladığım kadarıyla sen ve eşin geçen Ma­yısta evlendiniz ve ilk çocuğunuz da geçtiğimiz Mart ayında dünyaya geldi. Öncelikli olarak bebeğinle ilgilenme gereksiniminde olduğundan, eşinle ilişki kurmaya yeterince zamanın olmadığını düşünüyorsun.”

İzleme (çıkarılabilir) boyunca terapist tarafından yargılama yapılmaz (en azından açık bir şekilde değil). Bunun aksine bilgi, aile üyelerinin ilgi ve uğraşlarını araştıran açık uçlu sorular yoluyla toplanır. İzleme en iyi, terapistin aileye geribildirim vermesinde kendini belli eder.

Katılma tekniğinin ikinci yolu, benzeme(mimesis) aracılığıyla gerçekleşir. Benzemede terapist, “iletişimlerinin içerik ya da biçiminde, örneğin neşeli bir aileye şaka yaparak ya da yavaş konuşan bir aile ile yavaş ya da seyrek bir şekilde konuşarak”, aileye benzer bir hale gelir. Aynı şekilde bir aile, üyeleri arasında nelerin yaşandığını anlatmak için sıklıkla metaforları kullanırsa, terapist de şunları ifade ederek aileye benzer şekilde davranacaktır: “Bir yere ulaşmanız için size yön veren, herkesin zevk alarak seyahat edebileceği bir ana yol bulmanıza yardım etmek istiyorum.”

Katılmanın üçüncü bir yolu ise onaylamadır(confirmation). Bir aile üyesinin onaylan­ması, onun ifade ettiği ya da etmediği duyguyu yansıtmak için duygu içeren bir kelime kul­lanmayı gerektirir. Onaylama, bireyin davranışının peşin hükümsüz bir şekilde betimlenmesi yoluyla da yapılabilir. Örneğin terapist, babasına hitap ederken gözlerini yerden ayırmayan bir kız çocuğuna şunları söyleyebilir: “Babanla konuşurken yerdeki bakışının, içindeki bazı hislerle bağlantılı olduğunu hissediyorum.”

Bir aileye katılmanın son yolu, uyma (accommodation) ile sağlanır. Uymada terapist, terapötik işbirliği kurabilmek için kişisel bir uyum sağlar.“Uyum sağlama kararlan psikolojik danışman için, ya yeni görüşler ileri sürerek aile işleyişinin sınırlarını zor­layabilmesini ya da terapötik işbirliğini sürdürmek/güçlendirmek için aile görüşlerine uyum sağlaması gerektiğini (hatta belki potansiyel olarak etkisiz bir şekilde) değerlendirmesi için dikkatli bir zamanlama, yaratıcı ve akıllıca karar verme yeteneğini gerekli kılar”. Örneğin, aile oturuma kısa kollu kıyafetlerle gelmişse terapist de ceketini çıkarabilir.

Dengeyi Bozma Teknikleri: Aile Sisteminin Değişitiriümesinde On Bir Müdahale

Dengeyi bozma teknikleri, bir sistemi değiştirmeyi amaçlayan müdahalelerdir. “Canlandırma ve sınır koyma gibi bazı teknikler öncelikli olarak birbiri ardından gelen farklı olayların oluşumunda kullanılırken; yeniden çerçevelendirme, vurgulama ve denge bozma gibi diğer teknikler gerçeği farklı algılamaya teşvik ederler. Bütün teknikler terapistin aktif olarak katılımını gerektirmektedir.

YENİDEN İSİMLENDİRME/ANLAMLANDIRMA (restructuring) tekniği, bir durumu farklı bir bağlamda açıklayarak bu duruma ilişkin algının değiştirilmesini amaçlar. Bunu yaparken söz konusu durumun gerçekliği değişmez, ancak olaya yüklenen anlam yeni bir perspektiften de­ğerlendirilmiş olur. Örneğin, üçüncü çocuğumuzun doğumunda eşim bana bakıp şunları söylemişti: “Balayımız sona ermedi; sadece ona katılan daha fazla insan var.” Yeniden çerçevelendirme süreci boyunca, olumsuz bir durum bazen daha olumlu bir pencereden bile görülebilir. Bu gibi bir bakış açısı aileyi harekete geçirme anlamında son derece önemlidir. Örneğin, çocuğun gösterdiği yıkıcı davranışlar, terapist ta­rafından “iflah olmazlık” yerine “yaramazlık” olarak yeniden adlandırılırsa, aile üyeleri de “yaramaz” kişiye karsı davranışlarını değiştirmenin yollarım bulabilir ve hatta ona değişmesi yönünde yardımcı olabilirler.

VURGULAMA (punctuation), evrensel bir olgu olup, her türlü insan etkileşiminde görüle­bilen bir özelliktir. Yani, kişinin seçici algı ya da duruma ilişkin kişisel duygularından ötürü bir durumu izah ederken kurduğu cümlelerin başından sonuna dek farklı noktaların altını çizerek betimlemesidir. Yapısal aile terapisinde vurgulama ise, “terapistin amaçları gereğince etkileşimin (transaction) seçici bir şekilde tanımlanmasıdır”. Terapist, bir annenin, çocuklarının davranışlarını kontrol etme yeterliliğine sahip olduğunu göstermeye çalışıyorsa, anne çocuğunu cezalandırdığında veya disipline etmeye çalışırken bu yeterliliği ifade edebilir. Bir durumu belli bir anda vurgulamakla, o ana katılan herkesin algısı değiştirilmiş olur, Vurgulama, gelecekteki yeni yeterlilik ve davranışların ortaya çıkma olasılıklarını arttırmak için de kullanılır.

DENGE BOZMA (unbalancing) (veya bir alt sistemle ittifak kurma) Terapistin bir bireyi ya da alt sistemi ailenin kalanına karşı desteklediği bir prosedürdür. Terapist, aile geleneklerinin beklentilerini karşılamamakla suçlanan kız çocuğunun yanına oturabilir. Bu pozisyonda te­rapist, aynı zamanda aileye karşı kız çocuğunun tarafını tutabilir ve onun için yeni davranış biçimleri yaratmanın neden önemli olduğuna yönelik sebepler ileri sürebilir. Böylelikle aile üyeleri, bireysel ya da bir grup olarak, o kişiye ya ela alt sisteme karşı daha farklı davranmaya mecbur bırakılırlar. Aile üyeleri ayrıca rol ve işlevlerini geliştirme olanağı bulurlar. Bu teknik aile sistemindeki güçsüz durumda olan kişiyi desteklemek için kullanıldığında (genellikle olduğu gibi), bütündeki hiyerarşik ilişki içinde değişim için bir olanak sağlanmış olur.

CANLANDIRMA (enactment) süreci, terapist “danışan-sistem üyelerini birbiriyle doğrudan etkileşime girmeye davet ettiğinde” gerçekleşir. Bu süreç ailelerin, sorun teşkil eden davranış silsilesini terapiste göstermek amacıyla oturumda canlandırmalarını içerir. Öyle ki bu süreç, terapist ve aile arasındaki iletişimi yeniden kanalize eder ve böylece iletişim ve davranışlarda meydana gelen değişimler “aile ve terapist arasında olmak yerine aile üyeleri arasında” gerçekleşir. Bir diğer deyişle canlandırma, aile üyeleri arasındaki ilişkiyi bir araç ya da değişim mekanizması olarak kullanırken, bir yandan da doğrudan doğ­ruya ilişki içindeki değişime olanak sağlar.

Terapist, Cumartesi günlerini nasıl geçirecekleri konusunda sıklıkla tartışan bir aileden tartışmayı anlatmaları ya da başka bir zamanda tartışmanın gerçekleşmesini beklemeleri ye­rine, oturumda kendisinin karşısında hararetli bir şekilde tartışmalarını isteyebilir. Buradaki amaç, aile üyelerinin birbirleriyle nasıl bir etkileşim içinde olduklarını görmek ve mevcut örüntü ve kuralları irdelemektir. Söz konusu yöntem aynı zamanda kontrolleri dışında ısrarla yaptıkları davranışları üzerinde kontrol kazanmaları yönünde aile üyelerine yardım etmek için de kullanılabilir. Bu da üyelerin davranış, düşünce ve duygularını kontrol etme konusunda çaresiz oldukları iddialarına bir nokta koyar. Sonuç olarak aile üyelerinin etkileşimlerine iliş­kin farkındalıkları derinleşir. Aile üyelerinin rollerini ele almakla terapist, üyelerin daha işlevsel davranışlar geliştirmelerine ön ayak olmaya çalışır.

OLMAKTA OLAN- SPONTAN ETKİLEŞİMİN ÜZERİNDE DURMA

Spontan etkileşimi ele alma, dikkatinin spot lambasını bazı özel davranışlar üzerinde odaklayan bir ışık teknisyeninin yap­tığı şeye benzer. Buna, oturum sırasında aileler yıkıcı veya işlevsel olmayan davranışları her sergilediklerinde, örneğin üyeler birbirine bağırdığında ya da ebeveynler çocuklarından uzak­laştığında başvurulur. Böylesi durumlarda terapist, ailenin etkileşimleri arasındaki dinamikleri dolaysız olarak görebilir; aynı zamanda dinamikleri ve tekrarlayan davranışları vurgulayabilir. Burada odak noktası içerik değil, süreçtir. Terapistin bu gibi durumlarda, aile üyelerinin et­kileşim örüntülerini fark etmelerine ve ihtiyaç duyulan değişimi sağlamak yönünde nelerin değişmesi gerektiğini fark etmelerine yardım etmesi esastır.

SINIR OLUŞTURMA (boundary making) Sınır, insanları veya alt sistemleri birbirlerinden psi­kolojik olarak ayıran gözle görülmeyen bir çizgidir. Etkili bir şekilde işlevde bulunabilmek için aileler, gelişim dönemlerinin belli zamanlarında farklı çeşitlerde sınırlara ihtiyaç duyarlar. “Her dönem, aile üyeleri büyüdükçe ya da yaşlandıkça onları yeni ihtiyaç­lara alışmaya mecbur bırakan yeni gereklilikleri beraberinde getirir”. Aileler çocukların küçük olduğu dönemler boyunca, herkesin ihtiyaçlarının karşılandığım garantiye almak için daha katı; ev içinde ergenlerin bulunduğu zamanlar boyunca ise daha esnek sınırlara ihtiyaç duyabilirler. “Terapötik çabaların bir bölümü, aileye aralarındaki sınır­ları tanımlamaları, yeniden tanımlamaları ya da değiştirmeleri için yardım etmektir. Terapist, ailenin durumuna bağlı olarak, ya sınırlarını güçlendirmeleri ya da gevşetmeleri için yardım etmeye çalışır”.

YOĞUNLUK (intensity), güçlü duygulanım, müdahalenin tekrarlanması veya baskının sür­dürülmesi yoluyla uyumsuz etkileşimleri değiştirmeyi sağlayan yapısal tekniklerden biridir. Bir terapistin kullandığı ses tonu, ses yüksekliği, konuşma hızı ve kelimeleri seçimi, sözlerin duygusal yoğunluğunu arttırabilir. Örneğin, terapist aileye ısrarla “Farklı bir şey yapın!” de­meyi sürdürürse, yoğunluk ortaya çıkar. Bu teknikte uygulanan kararlılık, ailenin denge örüntülerini bozar ve ailenin kendi gerçekliğine ilişkin algısının sor­gulanmasını sağlar. Yoğunluk en iyi, terapist ne söylemek istediğini bildiğinde ve bunu özel amaç olarak doğrudan ve rahat-kendinden emin bir tavır içinde yaptığında gerçekleşir.

YENİDEN YAPILANDIRMA (restructuring) prosedürü, yapısal yaklaşımın kalbindedir. Aile terapisinde bu yaklaşımın amacı yapısal değişimdir. Yeniden yapılandırma, ailenin yapısının değişmesini içermektedir. Tekniğin arkasındaki temel gerekçe, var olan hiyerarşinin ve et­kileşim örüntülerinin değiştirilmesi, böylelikle de problemlerin devam ettirilmemesi yoluyla aileyi daha işlevsel hale getirmektir. Bu da canlandırma, denge bozma, yönlendirme ve sınır düzenlemesi yapma tekniklerinin kullanılmasıyla gerçekleştirilir.

Bir baba çocukların kendilerini tehdit edilmiş hissettikleri noktada baskın ise terapist, aileden “babanın baskın olduğu bir senaryoyu” canlandırmalarım isteyebilir. Canlandırma gerçekleştikçe terapist, ailenin diğer üyelerine belirli bir düzen içinde davranmayı; örneğin, karşılığında bir şey elde etmemeye rağmen babanın isteklerini hep beraber reddetmeyi öğ­retebilir. Böylesi bilgilendirmeler devam ederse, aile daha farklı davranır ve değişim olanaklı hale gelir. Değişim gerçekleşirse, üyeler aile içinde genellikle kendilerini daha özgür ve aileye daha çok aidiyet hissederler.

YETERLİKLERİ BİÇİMLENDİRME (shaping competence) sürecinde yapısal aile terapistle­ri, olumlu davranışların vurgulanması yoluyla ailelerin ve aile üyelerinin daha işlevsel hale gelmelerine yardımcı olurlar. Terapistler çocuklarının davranışlarında değişim sağlayabilen ebeveynlerin, bunu sadece bir anlığına gerçekleştirebilmiş bile olsalar, başarılı davranışlarını pekiştirebilirler. Gerçekte yeterlikleri biçimlendirme, terapistlerin her zaman uzman olarak hareket etmeme sorunudur. Bunun yerine terapistler, bir şeyleri doğru yapmaları ya da kendi uygun kararlarını verebilmeleri için aile üyelerini desteklemelidirler. Sonuç olarak bu teknik ile olumlu beceriler vurgulanır ve problemler üzerinde çalışmanın uygun alternatif yolları yaratılır.

TANILAMA (diagnosing) Yapısal aile terapistlerinin temel görevlerinden biri, bütün aile üyelerinin karşılıklı sistemik ilişkilerini tanımlama yoluyla aile hakkında teşhiste bulunmak­tır. Böylesi bir haritalama biçimi, terapistlerin aile iyileşmeye doğru yol aldıkça nelerin değiştirilmesi gerektiğini görmelerini sağlar. Örneğin, terapistler bu yolla aile üyeleri arasındaki yapıcı olmayan koalisyonları veya üçgenleri belirleyebilirler.

Tanılama, ailenin terapisti kendi sistemlerine dahil etmesinden önce, terapötik sürecin henüz başlarındayken yapılır. Teşhis edilen etkileşimler yoluyla, terapistler yapısal müda­halelere katkı sağlamak için tepki veren (reactive.) olmak yerine öncülük eden (proactive) konumundadır.

BİLİŞSEL YAPILAR EKLEME (adding cognitive constructions) Yapısal aile terapisi her ne ka­dar öncelikle eylem yönelimli olsa da, ailelerin kendilerine yardım etmelerine yardımcı olmak için sözcükler gibi sözel bileşenleri de dikkate alır. Bilişsel yapılar ekleme tekniği, öğüt ve bilgi verme, pragmatik kurgular ve paradoksu içerir. Öğüt ve bilgi verme, ailenin terapideki yaşantı ve deneyimleri doğrultusunda yapılır. Bu teknikler endişeli aile üyelerini sakinleştir­mek ve belirli eylemler hakkında onlara güven vermek için kullanılırlar. Öğüt ve bilgi verme bazen aile içindeki yapı hakkında açıklama yapmayı içerebilir. Aile üyelerinden biri “Bugüne kadar bizim gibi karışık bir aile görmediğinize bahse girerim.” derse terapist, “Birçok yönden özgün bir ailesiniz, ancak sorun ve davranışlarınızın birçoğu da gördüğüm ailelerinkine ben­ziyor." şeklinde bir açıklama yapabilir.

Pragmatik kurgular, aile ve aile üyelerinin değişimine yardımcı olan ifadelerdir. Ör­neğin terapistler, bazen çocuklara yaşlarına göre daha küçük davrandıklarını söyleyebilirler. Böylesi ifadeler çocukların gerçeklik hakkında farkındalık kazanmalarını sağlarlar. Diğer yan­dan paradoks, ailelerin sinirlerini bozmaya veya kafa karıştırmaya yol açan ve onları alterna­tif aramaya teşvik eden muğlak bir mesajdır. Örneğin yönlendirmelere ve değişime dirençli bir aileye terapistin yönlendirmelerini izlememeleri ve değişmemeleri söylenebilir. İstedikle­rini yapmaları yönündeki bu iznin verilmesi ile aileler, terapiste meydan okuyabilir ve daha iyi hale gelebilirler ya da davranışlarının nedenlerini keşfedebilir ve etkileşim biçimlerinde değişiklikler yapabilirler.

TERAPİSTİN ROLÜ

Yapısal aile terapisti, aile yapısının temelindeki değişimi sağlayacak müdahalelerde bulun­mada bir tiyatro yönetmeni gibi hem aktif bir uzman hem de bir gözlemcidir. Başarılı yapısal aile terapistleri yüksek enerjiye ve zamanlama konusunda dakik olmaya gerek duyarlar, ki böylelikle danışan-aileler arasında oturumlar sırasındaki etkileşimler yeni bir aile organizasyonu ile sonuçlanabilsin.

Terapistin rolü, terapi süreci boyunca değişir. Terapist, tedavinin ilk safhasında aileye katılır ve liderlik görevini üstlenir; ikinci safhada ailenin temelindeki yapıyı zihinsel olarak ayrıntılarıyla haritalandırır; son safhada ise aile yapısının değişmesine yardım eder. Böylelikle tedavi süreci boyunca terapist ‘ailenin dansını’ seyreder, sonra dansın içine girer (‘katılır’) ve terapötik olarak dönüşmesi ve değişmesi üzere istediği zaman da etkileşim­sel olan bu alandan ayrılır.

Terapist değişim amacını başarıyla tamamlamak için denge bozma (örn., aile üyele­rinden birinin tarafını tutma), övme, meydan okuma, doğrudan yönerge ve hüküm vermeyi kapsayan birtakım teknikler kullanır. Açık ola­rak olmasa da üstü kapalı olan varsayım şudur ki, terapist aile içinde nelerin olup-bittiği, aile yapısına yardımcı olmada güçlü araçlar ve daha işlevsel bir sistemin sürdürülmesi yönünde “doğru” bir yoruma sahiptir.

“Bir tiyatro yönetmeni gibi terapist, hangi aile üyelerinin sürece dahil olacağını, onların ne hakkında ve nasıl konuşacaklarını belirleyecek şekilde, dramatik sahneleri düzenleme so­rumluluğunu üstlenir”. Sahne harekete geçirildiğinde, “terapist oyunun çevresinde gözlemci olarak kalır. Oyun çıkmaza girer veya eski işlevsel olmayan örüntülere geri dönülürse, terapist bir “eleştirmen” olarak, hatta bazen sert bir şekilde, aşikar olan kişisel çıkarlarından vazgeçmeleri için danışan-aile üyelerine meydan okuyarak oyuna girer.

Bazı durumlarda terapist dramatik bir şekilde (bu, ailenin dikkatini çekmenin tek yoluy­sa) hareket eder. Bir eleştirmen olarak terapist uzak davranan ve inkarcı bir tavır içindeki aile üyesine şunları söyleyebilir: “Kabul et ki, eylemlerin ve edilgenliğin yoluyla bu ailenin nasıl işlediği üzerinde büyük bir rol oynuyorsun. Bencil oluyorsun ve sonuçta aile acı çekiyor.” Diğer zamanlarda terapist ılımlıdır ve annesine bağımlı bir genç kız örneğindeki gibi tekrarlayan etkileşimlere dikkat eder. Böyle durumlarda terapist eylemleri dile getirebilir veya getirmeyebilir. Ne olursa olsun terapist, hiçbir zaman hiçbir ailenin sahne dekorunda bir “oyuncu” değildir ve dolayısıyla danışan sistemi karşısında -yakın olanın aksine- “orta uzaklıkta” denilebilecek bir alanda faaliyet gösterir. Böylelikle terapist, ailenin sağlıklı ve üretici bir yolla bütün olarak birlik olabilmesi için, kritik zamanlarda onların bir parçası haline gelmeden yapısını değiştirmeye çalışabilir.

SÜREÇ VE HEDEFLENEN SONUÇLAR

Yapısal aile terapisinde değişim süreci belki en iyi, aşamalı fakat emin adımlarla ilerleyen bir süreç olarak tanımlanabilir. Bu süreç, ailenin kültürel bağlamına bağlı olmakla birlikte bazı genel örüntüleri de takip eder. Başarılı olunduğunda bu yaklaşım, semptomların çözüme ulaş­tırılması ile yapısal değişimlerle sonuçlanır. Önemli değişimler sıklıkla birkaç oturumda ger­çekleşir, çünkü terapist aile üyelerinin yeni yollarla etkileşimde bulunmalarını sağlayan özel teknikler kullanır. Söz konusu teknikler sıklıkla aileye daha az homeostatik hale gelmelerine yardımcı olmak amacıyla birbirleriyle binişik bir şekilde kullanılırlar. Buradaki amaç içgörüyü değil eylemi öne çıkarmaktır. Terapi sırasında yaptıkları işlere ek olarak ailelere ödevler ve­rilir (örn., oturumun dışında yapmak üzere aktiviteler).

Başarılı bir tedavide ailenin genel yapısı değiştirilir ve yeniden organize edilir. Yapıdaki bu değişim, aile üyelerinin birbirleri ile daha işlevsel ve yaratıcı bir biçimde ilişki kurmalarına olanak sağlar. Bu sürecin bir parçası olarak geçmişte kalan ve eskiyen kurallar, ailenin gün­cel gerçekleriyle ilişkili olan kurallarla değiştirilirler. Ayrıca çocuklarla ilgili meselelerde ipler ebeveynlerin elindedir ve alt sistemler arasında bir farklılaşma meydana gelir.

YAPISAL AİLE TERAPİSİNİN ÖZGÜN YÖNLERİ

Vurgular

Yapısal aile terapisinin güçlü bir yanı esnek ve çok yönlü oluşudur. Suç işleyen, alkolik ve anoreksik ergen çocukları ile güçlükler yaşayan ailelerin tedavisinde yapısal yaklaşımın başa­rısı kanıtlanmıştır. Bu yaklaşım gelir düzeyi yüksek aileler kadar düşük sosyo-ekonomik düzeydeki aileler için de uygundur. Yaklaşım, aynı zamanda azınlık ve kültürlerarası gruplarla çalışmalara da uyarlanabilir. Hiyerarşi ve ebeveyne ait yönetsel bir sistemi savunma, sınırlar ve alt sistemler gibi kavramları “bu yaklaşımı Asya Asıllı Amerikalıların kültürel ve ailevi değerleri ile uyumlu ve onlar için ideal hale getirmektedir”. Esas itibariyle yapısal aile terapisi, geniş çeşitlilikte danışan-aileler için uygundur. Örneğin yapısal aile terapisi yapı, sınırlar ve güç gibi kavramlara dayanmasından ötürü tek ebeveynli ailelerle popülerdir. Yapısal aile terapistlerinin müdahaleleri, aile sistemlerini yeniden yapılandırma veya yeniden tanımlamanın yollarını arar. Bu yaklaşım ailenin işlevde bulunma yolunun sorumluluğunu ebeveyne vermek üzere planlanmıştır. Aile, içinde ebeveyn rolüne bürünmüş hale gelen bir çocuğun veya ebeveyn ve çocuklar arasında eşit­lenmiş bir ilişkinin bulunduğu bir sistem olmaktan çıkıp, gücün çocukların velayetini elinde bulunduran ebeveyn(ler)e aktarıldığı bir sisteme dönüştürülür. Yapısal aile terapisi ayrıca kültürün aileler üzerindeki etkisine duyarlıdır.

Bu yaklaşımın ikinci ayırt edici bir özelliği, terminoloji üzerinde durması ve kullanım kolaylığıdır. Yapısal aile terapisi temelde açıkça tanımlanmış terim ve prosedürlere sahiptir. Tedavi yöntem ve teknikleri, mesleğini uygulamaya yeni başlayan terapistlerin neyi ne zaman yapmaları gerektiğini kolaylıkla kavramsallaştırabilecekleri şekilde tanımlanmıştır. Kuramın açıklığından ötürü tedavi süreci de nettir.

Yapısal aile terapisinin üçüncü bir özelliği, genel olarak tıp alanı ve özellikle psikiyatri için aile terapisinin bir bütün olarak kabul edilebilir hale gelmesine katkıda bulunmuş olma­sıdır. Bir psikiyatr olarak Minuchin, tıp dünyasına kendi yaklaşımını ve aile terapisi tedavisini kabul ettirmiştir. Bu tanınma ve onay olmasaydı aile terapisi, entelektüel ve gizemli bir alıştırmanın ötesine geçemeyebilirdi.

Yapısal yaklaşımın dördüncü bir yönü, semptomların ortadan kaldırılması ve ailenin ye­niden organize edilmesi üzerinde durmasıdır. “Aile yapısındaki değişimler, sistem üyelerinin içsel psişik süreçlerindeki ve davranışlarındaki değişimlere katkıda bulunur”. Aileler tedavi sonucunda farklı noktalara odaklanır ve daha iyi başa çıkma yeteneği ka­zanırlar. Üyeler ailelerini yeni ve olumlu şekillerde algılarlar.

Yapısal aile terapisinin beşinci bir boyutu ise, pragmatik olması ve problem çözmeyi hedeflemesidir. Terapistler değişimin gerçekleşmesinde aktiftirler. Örneğin yeniden çerçevelendirme yoluyla yapısal aile terapisti, bir ailenin bir durumu “umutsuz” ye­rine “depresif” olma olarak kavramsallaştırmasına yardımcı olabilir. Aileler bu tanımlamadaki güçlüğü anlayarak depresyonun üzerine gidebilir veya onunla başa çıkmada aşama kaydede­bilir ve böylece kendileri ve koşullan üzerinde büyük oranda kontrol kazanabilirler. Yapısal aile terapisi aslında ihtiyaçtan doğmuştur ve kökenlerinden sapmamıştır.

Diğer Kuramlarla Karşılaştırma

Yapısal aile terapisi ailelerle çalışmak için iyi geliştirilmiş, eylem yönelimli ve pragmatik bir yaklaşımdır. Yaklaşım, en az diğer aile terapisi kuramları kadar açıkça ifade edilmiş ve aşikar kılınmıştır. Öte yandan eleştirmenler, kuramın ailenin kompleks yapısını kavrayacak derinlik ve kapsamdan uzak olduğunu iddia etmektedirler.

Karşılaştırmada ikinci bir husus, bazı klinisyenlerin kuramın cinsiyetçiliği ve cinsel kalıp yargıları pekiştirmeye açık olduğu yönündeki iddialarıdır. Bu eleştirilere göre Minuchin’in aile içinde kimse acı çekmesin diye erkekleri yönetsel (executive.) görevleri, ka­dınları da dışavurumcu (expressive rolleri üstlenmeye teşvik ettiğini ifade ederler. Eleştiriler, annelerin daha etkili hale gelebilmeleri için cesaretlendirilmeleri ve destek­lenmeleri gerektiğini ileri sürmektedirler. Doğrusu, Minuchin’in kuramını kocaların eşlerinin emeklerini baltaladığı' ve kapalı veya dolaylı olarak güce sahip olduğu düşük gelirli ailelere yönelik olarak geliştirdiği gerçeği unutulmamalıdır.

Yapısal yaklaşımın üçüncü ayırt edici bir özelliği, şimdiye odaklanmasıdır. Geçmiş ve geçmişe ait örüntüler vurgulanmaz. Yapısal aile terapisi esasen geçmiş veri­leri önemsemez. Örneğin yapısalcılar, ailenin zaman içindeki tarihsel ya da gelişimsel dönüm noktalarına dikkatini vermek yerine ailenin şimdiki zamandaki yapısını zihinsel olarak haritalandırırlar.

Yapısal aile terapisinin dördüncü bir yönü, yaklaşımı bazen stratejik aile terapisinden ayırt etmenin güç olduğudur. Her iki yaklaşımda da, yıkıcı ve tekrarlayan güncel davranışları tanımlama ve engelleme üzerinde pragmatik bir vurgu vardır. Ayrıca iki yaklaşımda da oturumların içeriğinin aksine sürece odaklanılır. Terapist canlandır­ma veya ödev verme gibi teknikler yoluyla değişimi başlatma yönünde büyük bir sorumluluk üstlenir. Her iki yaklaşımda da tedavi için belirlenen zaman zarfı diğerlerine nazaran kısa sürelidir (6 aydan daha kısa).

Yapısal aile terapisinde son bir ayırt edici özellik ise, terapistin aktif olması ve süreci kontrol etmesinin ailelere yeteri kadar güçlenme olanağı tanımayabileceğidir. Tedavinin bu yönü, tek başlarına ilk adımı atamayan aileler için faydalı olabilirken, diğerleri için sürecin hızına ket vurabilir.


Ankara Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!