AİLEDEN BİRİ ; TELEVİZYON
Biz yetişkinler işten eve dönüp, okulundan ya da sosyal faaliyetlerinden az önce dönmüş olan çocuklarımızı kucakladığımızda saatler çoğunlukla 18.00-19.00 aralığını göstermektedir. Aslında tüm ailenin evde buluştuğu, dinlenme, birlikte olma veya eğlenme planlarının yapıldığı bu zaman aralığında, bir başka sektör, yani televizyoncular hummalı bir çalışmaya girişmişlerdir.

Bu saat, televizyoncuların “prime time” olarak adlandırdıkları “en çok seyredilen” daha doğrusu “en çok seyrettirilenlerin” bulunduğu bir kuşağın başlangıç saatidir.

“Dur bakalım ülkede neler olmuş ?” diye düşünen babanın, “Şu kadın programında bugün hangi yaraya merhem olacaklar ?” diye meraklanan annenin ya da “ çocuk programı bitti mi acaba ?” diye telaşlanan çocuğun televizyon kumandasına uzanan ellerini televizyoncular çoktan hissetmişlerdir bile...

Gerçekte bunda sizin bir suçunuz yoktur. Sizin tercihleriniz, onlarca ölçüm tekniği ile o kadar ince ince araştırılmıştır ki; televizyoncular ve reklamcılar size hangi saatte hangi programı servis edeceklerini ve o saatlerde kimlerin televizyon karşısında olduğunu zaten bilmektedirler.

Kulağımıza çok aşina olan “raiting” kelimesi, tüm televizyon izleyicilerini temsil ettiği düşünülen belirli sayıdaki eve yerleştirilen ölçüm cihazlarında hangi saat diliminde hangi kanalın ya da daha doğrusu hangi programın seyredildiğini ifade etmektedir. Raiting’i yüksek bir programı bir sonraki hafta seyretme olasılığınız çok yüksektir. Tabii ki raiting’i düşene dek...

Raiting’i yüksek programlar, reklamcı için malını pazarlayabileceği, müşterisini bir arada bulabileceği pazar yerleri gibidir. Genelde televizyoncular reklam aralıklarını da aşağı yukarı birbirlerine paralel açtıkları için kanalı değiştirseniz bile ancak pazar yerinizi değiştirmiş gibi olursunuz. Bazen aynı zaman diliminde, farklı kanallarda, aynı firmanın reklamına rastlamanızın sebebi de budur.

Ailelerin çoğunun bu kavramları öğrenmesine gerek yoktur. Onların bilmesi gereken aile “raiting” inin durumudur. Yani sizinle iletişime geçmeye hazır olan eşiniz ya da sizinle oyun oynamaya hazır ve istekli olan çocuğunuzun sizinle bu ilişkiye girebilme olanağıdır. Ve siz bu olanağı onlara vermezseniz, sizin için suni yollarla oluşturulmuş bir hayatı seyrederken, kendi hayatınız, içindekilerle birlikte yanınızdan akıp gidecektedir.

TERÖRE BULAŞMIŞ TABAKLAR !

Kumandayı bir kez elinize aldığınızda muhtemelen 4-5 saat sürecek birlikteliğinizi de başlatmış olursunuz (Baltaş, Emanetoğlu.2006).

Saat 19.00’a kadar kumanda genellikle çocukların ya da evin hanımının hakimiyetindedir. Bu nedenle 16.00-19.00 arası, hanımlar ve çocuklar için servis edilen programlarla doludur.

19.00’da eve geldiğinizi ve bu sırada evin hanımının yemek telaşında olduğunu öngören televizyoncular, evin babası için uygun düşecek programları servis etmeye başlarlar. Yani 19.00-20.00 arası kumanda hakimiyeti babaya geçmiştir.

15 dakika önceden fragmanları yayınlanmaya ve izleyici toplamaya başlayan ana haber bültenleri saat 19.00’u beklemektedir.

Bu sırada itinayla sofraya dizilen tabaklar, leziz yemekleri ve sahiplerini beklemektedir. Tenceredeki yemek tabaklara bölüştürülürken, ailenin her ferdi o gününün nasıl geçtiğini anlatacak, sevinçler ya da hüzünler paylaşılacaktır.

Fakat evlerimizin % 81,5’inde iki veya daha fazla televizyon olduğu ve bu televizyonlardan % 28’inin mutfakta bulunduğu düşünüldüğünde, ailelerimizin azımsanmayacak bölümünde paylaşılan tek şeyin size servis edilen programın unsurları olduğu ortaya çıkar. Çoğunlukla programa odaklanan gözler ve kulaklar yanımızda oturan eşimizin veya çocuğumuzun önceliğini rafa kaldırmıştır.

Evinize son derece kültürlü, bilgili, eğlenceli, her şeyden haberi olan, bütün aile fertlerinin istek ve beklentilerini karşılayan, çocukla çocuk büyükle büyük olabilen ancak çok geveze birinin misafir olarak geldiğini ve hep beraber yemek sofrasına oturduğunuzu düşünün. Muhtemelen o anlatacak ve siz dinleyeceksinizdir. İşte yemek sofrasına oturttuğunuz televizyonun kaba anlatımı budur.

Yapılan araştırmalarda, 6-14 yaş öğrencilerinin % 50’sinin akşam yemeklerini yerken TV programı seyretmekte oldukları saptanmıştır (Baltaş, Baltaş, 1991).

Ülkemizde yapılan bir araştırmada, ebeveynlere “Çocuğunuzun televizyon seyrederken yaptığı diğer bir faaliyet varsa nedir ?” sorusu yöneltilmiş ve anne babaların % 82,5’i bu soruyu yemek yemek şeklinde cevaplamıştır (Baltaş, Emanetoğlu.2006).

Yine aynı araştırmada çocuklara sorulan “ Yemek yerken televizyon seyreder misin ?” sorusuna kız çocukların % 81‘i, erkek çocukların % 90‘ı olumlu yanıt vermiştir.

Küçük yaşlarda ebeveyn denetiminin daha fazla olduğunu ve bu oranın daha düşük olacağını düşünsek bile aslında televizyon karşısında yemek yeme alışkanlığının yerleşmesi çok ufak yaşlardan itibaren bizzat biz yetişkinler tarafından çocuklara öğretilir.

Pek çok anne baba mamasını yedirmekte zorlandığı çocuğuna televizyonu açarak eğlendirici bir ortam yaratmakta ve yemeğini yedirmeye çalışmaktadır. Hayatın daha ilk yıllarında eğlenceli, hareketli görüntü ve seslerin çıktığı bu ilginç aletin varlığını hisseden çocuk hayat boyu devam edecek bir birlikteliğe bizler tarafından alıştırılmaktadır.

Bu tür örnekleri çoğaltmak ve farkında olmadan yaptığımız hataları çeşitlendirmek mümkündür.

Bir anne düşünün ki; ister ev kadını olsun ister çalışan bir kadın olsun, periyodik olarak yapmak zorunda olduğu yemek yapma, temizlik gibi işleri sırasında bir yandan da çocuğunun istek ve beklentileri ile uğraşmaktadır. Tam yemeğini karıştıracakken içerdeki odadan bir ağlama sesi gelir. Ya yemek yanacak ya da çocuğunun o bitmek tükenmek bilmeyen isteklerine cevap verecektir. Çözüm basittir, anne televizyonu açacak ve çocuğunun mümkün olan en uzun süre boyunca televizyonun karşısında vakit geçirmesini ve bu sayede işini bitirmeyi umacaktır. Prof. Dr. Zuhal Baltaş televizyonu “elektronik bakıcılar” olarak nitelemektedir.

Yemek yerken televizyon seyretme konusunda, küçük yaşlarda anne babaların denetim odağı olamadığına dair araştırma bulguları mevcuttur. 7-8 yaş aralığındaki çocukların % 78’i yemek yerken televizyon seyrettiğini belirtmektedir. 13-14 yaş aralığında bu oran % 92’ye çıktığı görülmektedir (Baltaş, Emanetoğlu.2006).

Bu oldukça yüksek oranlar büyük bir farkındalığa işaret ettiği gibi aslında anne babaların bilgisizliğine ve çaresizliğine de işaret etmektedir.

Bu araştırma sonuçları, basit anlatımıyla, evlerimizin pek çoğunda televizyondan gelen seslerin, çatal kaşık seslerine karıştığını göstermektedir.

Haber programları ebeveynler arasında yüksek beğeni topladığı gibi çocuklar tarafından da azımsanmayacak ölçüde rağbet görmektedir. Annelerin % 59’u, babalarınsa % 63,5’i, 7-14 yaş çocuklarının % 18’i haberleri seyretmekten hoşlandıklarını belirtmektedir. 13-14 yaş çocuklarında bu oran % 36’dır (Baltaş, Emanetoğlu.2006)

Televizyon izleme bağımlılığı her ne kadar bir tercih olarak görülse de; izlenen programlarının içerik analizi yapıldığında bu eylemin çok da masum olmadığı ortaya çıkmaktadır.

Muhtemelen “haber” programlarının yayınlandığı bir saat dilimine gelen yemek yeme faaliyetinde, ailecek televizyon karşısındaysanız ve bunu bir hafta süreyle devam ettirirseniz 800 bedensel şiddet temasına şahit olacaksınız anlamına gelmektedir. Üstelik bir yayıncılık tekniği olarak, aynı görüntünün tekrar tekrar verildiği düşünülürse bu oran 1800 rakamına ulaşmaktadır (Baltaş, Baltaş.1997). Bu rakamların sadece 1 hafta süreyle seyredilen haber kuşağı için geçerli olduğunu unutmayınız. Saat 20.00’den sonra maruz kalacaklarınız bu rakamların üzerine eklenecektir.
Çocuklarını her türlü olumsuzluktan korumaya çalışan ebeveynlerin bunca olumsuz görüntüyü, bilerek ve isteyerek odalarımıza akıtmasını anlamak mümkün değildir.

NE YAPMALI ? NASIL YAPMALI ?

Yukarıda anlatılan olumsuz tabloya karşılık televizyonun olumsuz etkilerine karşı uygun tutumlar geliştirmeniz mümkündür.

· Yapacağınız ilk eylem televizyonu mutfağınızdan çıkartmanızdır. Bu sayede mutfaklarda televizyon olmasını kanıksayan bir kuşak yetiştirmeyeceğiniz gibi ilerde torunlarınızla iki çift laf etmek istediğinizde oda oda dolaşmanıza gerek kalmayacaktır.

· Muhtemelen televizyonun hazır olarak size sunduğu gündemden farklı bir gündeminiz olacağından yemek masasında pek çok iletişim fırsatını yakalamış olacaksınız.

· Daha keyifli ve konuşulan bir masa etrafında toplanacağınızdan, yediğiniz yemekten çok daha fazla keyif alacaksınız.

· Çocuğunuza “bir dakika susar mısın ? Duyamıyorum.” deme oranınız düşeceğinden, çocuğunuz ve dünyasıyla daha iç içe yaşama fırsatı yakalayacaksınız.

· Eşinizin veya çocuğunuzun gününün nasıl geçtiğini bilebileceğiniz gibi, bir sonraki gününden haberdar olma olasılığınız artacaktır.

· Yemek masasında bir sonraki programa yetişebilme telaşı yaşanmayacağından yemeklerini hızla yiyen, bazen çiğnemeden yutan ve zaman zaman sindirim problemi çeken aile fertlerine daha az rastlanacaktır.

İnanmayacaksınız ama; yavaş ve keyifli yenen bir yemek nedeniyle, ağızda başlayan sindirim kilo vermenize sebep olacaktır.


İstanbul Pedagog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!